Valimizin
Sakarya gündemine taşımış olduğu “doğa sporları” şehrimiz açısından son
derece bakir bir alan. Yıllardır bu şehirde yaşadığımız halde rafting yapmak
aklımızın ucundan geçmediği gibi hemen dibimizde rafting parkuru olduğunu da
bilmiyorduk. Doğa sporlarının Sakarya’nın kültürel hayatına kazandırılması için
önderlik eden Valimize teşekkür etmek gerekir.
Yaklaşık bir buçuk aydır
gerçekleştirme imkanı bulamadığımız rafting heyecanını geçtiğimiz hafta yaşadık.
Artık aramızda espri konusu olan raftinge gidiyor muyuz? Sorusunun cevabı, turu
düzenleyen Sakarya Turizm’den Murat kardeşimizin “yağmura rağmen, evet !” cevabı ile
nihayet gerçekleşti.
Pazar sabahı bir saatlik yolculuktan sonra Düzce’ye bağlı Cumayeri’nin
Dokuzdeğirmen köyünde bulunan Rafting tesislerine varıyoruz. Köy, adını
değirmenlerden almış. Köyün meydanında bulunan ve 720 yıllık olduğu söylenen
Çınar ağacı ilgimizi çekiyor. Yıllanmış çınarın dibine kondurulmuş olan iki
katlı betonarme bina çınarın büyülü güzelliğini gizlemek ister gibi gözümüze
batıyor. Sanki “doğaya karşı insanın
savaşı”nı resmeder gibi inadına direniyor
yaşlı çınar ağacı…
Büyük Melen çayının
kenarındaki tesislerde kahvaltı yaparken rehberimizle tanışıyoruz Muzaffer
Kayhan Bey'in cana yakınlığı ve sıcak sohbeti hepimize güven veriyor. Rafting il
temsilciliği yapan tecrübeli rehberimiz aynı zamanda su kayağı, dalgıçlık,
dağcılık ve arama kurtarma çalışmalarında uzmanlaşmış. Doğa ve su sporları
hakkında kendisinden bilgi alıyoruz.
Yakın dağlarda bir şelaleden
bahsedince, o bölgeye trekking ve kampı kurmanın büyüsü kaplıyor beni. Ama bu
heyecanı başka bir sefere erteliyoruz
Rafting parkuru; Dokuzdeğirmen
Köyünden başlayıp 12 km. sonra Adapazarı’na bağlı Beyler Köyündeki tesislerde
sona eriyor. Rapid sayısı otuz olan parkur, 3+ zorluk derecesinde. Bahar
aylarında su seviyesinin yüksek olması parkuru daha da zorlu hale getiriyor. Bu
parkurun güzel olan tarafı takriben yüz metre süren rapidlerden sonra üç yüz
metrelik boşluklar olması.
Kahvaltı
sonrası su geçirmez neopren kıyafetlerimizi giyerek botlarımızı su kenarına
taşıyoruz. Ne olur ne olmaz diyerek; can yeleklerimizi ve kasklarımızı itina ile
taktıktan sonra, rehberimiz Muzaffer Bey’den küçük bir brifing
alıyoruz.
Sekiz
kişiden oluşan ekibimize birer rehber eşlik ediyor. Botlarımızı suya indirerek
parkuru başlatıyoruz. Bir taraftan Büyük Melen çayının heyecan veren akıntısı,
diğer taraftan harikulade manzara hepimizi büyülüyor. Bir arkadaşım
“dağlar, kamplar ve yaylalar
virüs gibidir ”demişti. Gerçekten
doğruymuş. Doğanın sessizliği ve güzelliği insanı kendine çeken bir tılsımı
içinde barındırıyor. Vadilerin en dip noktasında akıntıda yüzen bir botun
içinde olmak insanı ürkütürken aynı zamanda müthiş bir huşu veriyor. Kıvrılarak
akan su içinde botumuz bazen bir kayaya takılıyor, bazen de akıntı sebebiyle
kıyıdaki ağaçların dallarına…
Bereket
versin tecrübeli rehberimizin usta manevra ve komutları sayesinde hasar görmeden
kurtarıyoruz botumuzu. Acemilikten olsa gerek ki; parkurun ortalarında
kollarımızda derman kalmadığını anlıyoruz. Vadi içinde yükselen dağların
ihtişamlı ve azametli gölgesinde kıyıya çıkarak on dakika mola verdikten sonra
parkuru tamamlamak için botlara biniyoruz. Kıyıda balık avlayanların meraklı
bakışlarını gözlüyorum. Balıkçıları botun içinden el ile selamlayıp parkuru
tamamlamak için küreklere asılıyoruz.
Bu arada diğer bottaki arkadaşlar
ile yaptığımız “kürekle ıslatma
savaşı”nı ne yazık ki bizim takım kaybediyor.
Optikus,
Decorner, Dijital Doktor ve Tenis
Adam’dan oluşan takımın botuna
“bodoslama dalma” harekâtımız sonuçsuz kaldığı gibi rakip takımın sabotajı ile suya
düşürülerek girişimin bedelini ben suya batarak ödüyorum. Japon misafirimiz
Yoko’nun
çığlıkları, gürüldeyerek akan suyun homurtusunda kaybolup gidiyor. Kürek
partnerim olan Şammaz sert bir dönüş esnasında suya düşünce; Japon arkadaşı teskin etme
görevi rehberimize düşüyor. Diğer yandan Şammaz’ı sudan çekip bota
alıyoruz.
Akıntıda uzaklaşan küreğe yetişebilmek için Yoko’nun zaten
kullanmadığı küreği elinden aldık. Sonunda düşen küreği kurtardık tabii
ki..
Start alanında ayrıldığımız araç kaptanımız Âdem ve ekibimizin diğer üyeleri
bitiş düzlüğündeki tesislerde merakla karışık sevinçle bizi karşıladılar.
Parkuru başarıyla geçen ekibimizde herkes mutlu. Bu haz veren mutluluk,
kürekleri havaya kaldırarak hatıra fotoğraflarına yansıyor. Yaşı küçük olduğu
için raftinge katılamayan Furkan, biz yokken büyük bir balık
kaçırmış ama duyduğuma göre kaçan balık büyük olurmuş…
Tesislerin
sahibi Nihat Bey ve ailesinin hazırladığı balık buğulama ve salata keyfi
mükemmeldi. Yemek sonrası içilen çaylar bütün yorgunluğumuzu
aldı.
Bölgede
elde edilen kestane balının İtalya’ya ihraç edildiğini öğrenmek beni sevindirdi.
Bölge adına güzel bir girişim. Rehberimiz Muzaffer Bey’in dağın yamacına yapmayı
planladığı bungalov evlerden oluşan kamp tesisleri gerçekleşirse bölge, turizm
açısından ayrı bir değer kazanır. Balık tutmak, trekking yapmak ve dinlenmek
için harika bir doğal doku var. Böyle yerleri gördükçe ülkemizin doğal
güzelliklerinin paha biçilemez değerini daha iyi anlıyorum. Umarım ülke olarak
yeni keşfettiğimiz bu zenginliği tahrip etmeden gelecek kuşaklara
aktarırız.
Tam iki
saat süren ve on iki kilometre boyunca su ve doğayla iç içe yaşanan rafting
heyecanını tatmadıysanız çok şey kaçırmış
olacaksınız…
İbrahim
Selamet
|